Hakem Eğitimi Üzerine Fikir Tartışma

Hakem Eğitimi Üzerine Fikir Tartışma

21 Eylül 1986 tarihinde Fenerbahçe stadındaydım. O günlerin “derbi”  havası başkaydı, 13 yaşında Galatasaray lisesinde daimi yatılı okuyan bendeniz her hafta sadece maça giderken giyip maç sonrası yıkatıp ütülettiğim “maç özel” kıyafetimle sabah erken saatlerde soluğu statta almıştım. Maçın başlama düdüğü ile heyecana bürünmüşken Fenerbahçe’nin enteresan golü geldi. Kullanılan köşe vuruşu kimseye değmeden oyun alanını terk etmek üzereyken top Galatasaray kale direğinin dibinde bulunan orta hakem Aykan Köseoğlu’na çarpıp Kayhan’ın önünde kaldı, Kayhan Şenol’a çıkarttı ve Şenol’un vuruşu ile Fenerbahçe 1-0 öne geçti. İkinci yarı Yusuf’un ortasında Raşit Çetiner’in kafa “şut”u ağlarla buluştu ve maçın son dakikalarında Prekazi şutu direkten dönerken “Uwe” Tütüneker Galatasaray’ın galibiyet golünü atıyordu.

Rotamızı yine o hafta Ankara Cebeci İnönü stadında oynanan maça çevirelim. Maça damgasını Ankaragücü kalecisi Arif Peçenek vurmak üzereyken devreye hiç hesapta olmayan kişi,  maçın hakemi  Ahmet Akçay girer.  Ankara’da  son 10 dakikaya girilirken ender gelişen bir Ankaragücü atağında top Kemal Yıldırım’ın önünde kalır ve Kemal’in volesi kaleye doğru giderken Ahmet Akçay üstüne doğru gelen topu görüp eğilir lakin top kendisine çarpar ve Jurkoviç’in bakışları arasında kaleye gider ve maçı Ankaragücü Kemal-Ahmet Akçay ortak yapımı gol ile kazanır.

Günümüzde hala Ahmet Akçay konuşuluyor ama Galatasaray’ın 2-1 kazandığı  “derbi” Fenerbahçe’nin tek golü ile bitmiş olsaydı muhakkak bugün Ankaragücü-Beşiktaş değil Fenerbahçe-Galatasaray mücadelesi hatırlanacaktı.

Deniz Ateş Bitnel’in konuşulduğu bu haftada bu hikayeleri anlatma sebebimiz hakemin de oyunun bir parçası olduğu gerçeğini unutmamak ve aynı oyunun bir parçası olduğunu kabul ederek asist ve gollerine de şahit olduğumuz hakemlerimizin üzerinden fikir alış verişinde bulunmak.

Öncelikle İngiltere’den örneklendirmeler yaparak, çakıl taşlarını ortaya dökelim ve nihayetinde de dağılan parçaları toplayarak fikir jimnastiği yapalım.

İngiltere’de hakemler bu işi profesyonel olarak yapmakta. Sezon başlarken belirli bir para da hesaplarına yatırılmakta. Cuma günü oynanan bir maçta yan hakem olarak gördüğümüz kişi Pazar günü oynanan bir maçta da karşımıza çıkabilmekte. Ciddi sayılabilecek bir gelir ve başka iş düşünmediği için hakemler tabii ki hata yapabilmekte ama  hakemler üst makamlar tarafından sorgulanmakta ve “hakemler birliği” tarafından korunmakta. Geçtiğimiz yıllarda, Manchester United- Chelsea maçının hakemi hakkında yapılan “ırkçılık” suçlamalarında federasyon hakemi suçsuz buldu ve hakemler birliği de Chelsea kulübünden özür ve tazminat talep etti. Bu örnek bile aramızdaki farkı tüm çıplaklığıyla gösteriyor.

Bizim dünyamızda ise,  hakemler profesyonelliğe geçiş yaptı  ama hala 20-25 yıl öncesinin “ortadireği” gibi hakemliği ek iş olarak yapanlar var. Ayrıca profesyonel olanların da hangi eğitim sürecinden geçtiği , profesyonelliğe geçiş için hangi şartlarda muvaffakiyet sağladığı gibi soruların cevapları muallakta kalmakta. Ek iş olarak yapanlar büyük ihtimalle yönettiği maç hariç başka maç izleyememekte ve kendisini de fizik ve moral kondisyon olarak bir sonraki maça yeterli derecede hazırlama şansı dahi bulamamakta. İşte bu merhalede hep beraber fikir jimnastiğine geçiş yapabiliriz. Ülkemizde sayısını bilmemekle beraber birçok  “besyo” yani “beden eğitimi ve spor yüksekokulu” bulunmakta. Bu fakültelerde genel olarak “beden eğitimi öğretmenliği, spor yöneticiliği, antrenörlük ve rekreasyon” okutulmakta. Burada devreye giriyoruz; bu fakültelerde muhakkak “hakemlik” bölümünün açılması ve yeni bir müfredat ile profesyonel hakemler yetiştirilmesi gerekliliğini öneriye açmaktayız. Bu fakültelere kayıt yaptıran öğrenciler arasında yapılacak seçmeler sonrası hakem olmak isteyen gençlere verilecek 4 ve/veya 5 yıllık eğitim ile uluslar arası standartları kurulacak olan “hakemler birliği” ile yakalama şansımızın olduğunu düşünmekteyim. Dersler hariç son olarak alacakları “pedagojik formasyon” ile en azından hayata ve olası hatalı kararlara karşı, yetişecek hakemler kendilerini daha iyi hazırlama şansını da bulacaklardır.

Tabii ki geliştirilmesi ve üstünde durulması gereken bu düşünceye sıcak bakılır mı bilemem  ama bir futbolsever hayatını futbol üzerinden kazanmaya çalışan biri olarak en azından fikir aşamasında üzerime düşeni yaptığıma inanmaktayım.

Bütün bu tartışmalar arasında çok çok önemli bir konuyu milletçe “pas” geçmiş bulunmaktayız. 2000 yılında Galatasaray’ın aldığı Uefa kupasını takiben Avrupa haritası içerisinde sadece “büyük” takımlarımızla değil “Anadolu” takımlarımız ile de bir devamlılık ve başarı sağlamıştık. Gençlerbirliği ve Denizlispor esasında abartmamız gereken sonuçlar alarak bizleri sevindirmişti. Bu başarıya süreklilik kazandıramamış olmamıza rağmen ortaya çıkan sonuç  “Avrupa’da devamlılık” idi ve başarı diğer takımları da etkileşim altına alıyordu. Artık Cüneyt Çakır ve ekibi ile Uefa’nın en önemli organizasyonlarında devamlılık gösteriyoruz ki, esas tartışmamız gereken mesele de budur.

BENZER İÇERİK

Maç Cuma akşamı oynandı ve ben maç yazısını aşırı sıvı alımından dolayı ertesi...
Hayatımda gördüğüm en sıkıcı Dünya Kupasıydı, hala da öyle. Bütün takımlar...
Meksika ’86 denince ilk aklıma gelen Maradona oluyor. Maradona’nın büyüklüğünü...
  İşte en çok sevdiğim, en iyi hatırladığım kupaların ilki. İlk göz...
Capo 11 yaşında. En az hatırladığım Dünya Kupasıdır. Maçlar bizim saate göre...
Her dünya kupasında ille kupanın tarihini anlatan belgeseller, kitaplar...

Aforizma

Topa sol ayağıyla vuramaz, kafa vuruşu yapamaz, top çalamaz ve öyle çok da gol atmaz. Bunların dışında fena değildir. (David Beckham için)

George Best

ÜYELİK

Güncel

Beşiktaş, ligin bitimine 3 hafta kala 73 puanla zirvenin tadını çıkarıyor.   Zor geçmesi...
Beşiktaş'ta 3'er sarı kartı olan Gomez ve İsmail gibi Kayseri maçını hasarsız...
“Gereksiz bir şekilde topa çok fazla sert vurdum ve atışı gole çeviremedim. Bu son olsun... Bir...
“Yarışta ipler elinizde mi” sorusuna, Güneş’ten ilginç çıkış: "Biz ip atlamıyoruz, top oynuyoruz....
Süper Lig'in 31. haftasında Kayserispor'u 4-0'la geçen Beşiktaş, bitimine 3 hafta kala 73 puanla...