Yeni Hocalar Yeni Başlangıçlar

Yeni Hocalar Yeni Başlangıçlar

Yaklaşık bir hafta önce Hamza Hamzaoğlu'nun Galatasaray'dan ayrılması haberi spor gündemine bomba gibi düştü ve bugüne kadar gündemin ana maddesini oluşturdu. Hamza Hoca'nın neden gittiği, kimin nerede hata yaptığı, yerine kimin geleceği, yeni hocanın yerli mi yoksa yabancı mı olacağı sorularıysa sarı kırmızılı ekibin Mustafa Denizli ile anlaşmasıyla son buldu.

 

Daha önceki ani teknik direktör değişimlerinden farklı olarak bu dönemde çok fazla kişinin adı geçmedi. Geçenlerden bazılarını da çoğu kimse ciddiye bile almadı. Birçok kişi Mustafa Denizli isminde mutabıktı. Şahsen ben de Galatasaray için en doğru tercihin Mustafa Hoca olduğunu düşünenlerdenim. Mustafa Hoca ülke futbolunun tüm dinamikleri hakkında bilgisi olan nadir insanlardan biri. Medyayla, yönetimle ve taraftarla kendine has iletişimi ve stratejisi olan Mustafa Hoca, Galatasaray'a imzasının ardından sıcağı sıcağına yaptığı “Eğer bir gün başarılarımı, ismimi risk edeceksem, uğuna her şeyimi risk edebileceğim camia burasıdır. Galatasaraylılar nasıl bir hava bekliyorsa öyle bir hava yakalarız.” açıklamalarıyla ne kadar usta bir iletişimci olduğunu bir kere daha gösterdi. Ancak Mustafa Hoca gibi biri bu kadar az sözle, bugüne kadar başardıklarını, Galatasaray ile olan bağını ve gelecekle ilgili umudu bu kadar net anlatabilirdi.

 

Teknik direktör değişimlerine gündemden biraz daha bağımsız ve Galatasaray özelinin haricinde bakacak olursak futbol kulüplerini yönetenlerin çeşitli sebeplerle değişime gitmek istemesi oldukça sık rastlanan bir durum, zaten değişim bu işin doğasında var. Teknik direktör değişimleri konusundaki genel algı başarılı kulüplerin az teknik direktör değiştirdiği yönünde. Fakat rakamlara bakınca bu, gerçeği pek de yansıtmıyor. Bayern Münich, Chelsea, Barcelona, Real Madrid, Porto, Benfica, Atleticho Madrid, Paris Saint-Germain gibi takımlara baktığımızda sıklıkla hocalarının değiştiğini görüyoruz. Bunun yanında 2002-2013 yılları arasında Everton'ın başında kalan David Moyes dönemi birçokları için başarısız olarak değerlendiriliyor. 1996 yılından beri Arsenal'in başında olan Arsene Wenger'in başarılı olup olmadığı ise Arsenal taraftarlarınca bile sürekli tartışılıyor. Yine birçokları Wenger'in takımının Mancherster United'ın çok gerisinde kaldığından dolayı şikayetçi. Tüm bunların yanında bir de 27 yıla yakın süre Manchester United'ın başında kalan Alex Ferguson gerçeği var. Yıllar boyunca bitmek bilmeyen zaferler ve zirvedeki süreklilik. Yani başarı ve teknik direktör değişimleri konusunda çok net bir doğru orantıdan bahsetmemiz mümkün değil.

 

Teknik direktör değişimlerinin zamanına ve amacına bakınca ise iş değişiyor. Avrupa'da istikrarı yakalamış ve belli bir seviyeye ulaşmış kulüplerin teknik direktör değişimlerinin sezon sonlarında olduğunu görüyoruz. Sezon içi değişiklikler genellikle olağan dışı durumlarda ve çok daha nadir görülüyor. Önde gelen kulüpler, teknik direktör değişimlerini belirledikleri hedefler doğrultusunda, bir plan dahilinde yapıyorlar. Bu değişimler ana hedefe giden yeni bir adım niteliği taşıyor. Bugün Barcelona'nın oynadığı futboldan bahsederken Rijkaard dönemine kadar geri gitmemiz bundan kaynaklanıyor. Barcelona kulüp yönetimi yıllardır takımın oynamasını istediği futbola göre teknik direktörlerini seçiyor. Tabiki altyapı ve oyuncu planlamalarını da buna göre yapıyor. Ya da Real Madrid, kulübün genel futbol fikrine, felsefesine uymadığı için takımı şampiyon yapan hoca Capello'yla yollarını ayırabiliyor. Böyle bir değişim başarıdan veya galibiyet serisinden öte kulübün genlerine işlemiş futbola bakış açısı ile ilgili bir değişim oluyor. Ne yazık ki, bu bakış açısına şu an için hiçbir kulübümüz sahip değil. Günü kurtarmak teknik direktör değişimlerindeki en baskın düşünce. Bu yüzdendir ki sezon içerisinde bir teknik direktörün görevine son verildiği zaman takımı toparlamak için hep Yılmaz Vural, Hikmet Karaman gibi hocaların isimleri zikrediliyor.

 

Peki, sezon içi teknik direktör değişiminin takım üzerindeki etkisi nedir ve takımı nasıl bir süreç bekler. Bu konuda en kapsamlı çalışmalardan birini Dr. Sub Bridgewater yapmış. İngiltere Premiere Ligi'ndeki sezon içi menejer değişimlerinden sonra takımların performanslarını inceleyen Bridgewater yeni menejerin göreve başlamasından sonraki ilk altı maçlık periyotu balayı evresi olarak isimlendiriyor. Bu altı haftalık balayı evresinde futbolcuların sahte bir performans artışını tespit eden Bridgewater, bunun sebeplerini formayı kapma savaşının yeniden kızışması, haksızlığa uğradığını düşünen futbolcuların kendini ispat etme çabası, takımın yıldızlarının yeni bir düşüşte ilk suçlanacak oyuncular olmak istememeleri gibi faktörlere bağlıyor. Yani; yeni teknik direktör geliyor, bu durum takım üzerinde tatlı bir şok etkisi yaratıyor ardından tüm kadro işin içine bir anda dahil oluyor ve performanslar yükseliyor. Fakat çalışmalar gösteriyor ki bu yükseliş genellikle altı hafta civarında sürüyor. Sonrasında ise hızlı bir düşüş başlıyor. Sezon sonunda ise giden menejer ile yeni gelen menejer kıyaslandığında aldıkları puanların ortalaması hemen hemen aynı oluyor.

 

Bu bilgiler ışığında tekrar Galatasaray'a dönecek olursak Mustafa Hoca'nın gelişiyle takımın yükselişe geçeceğini tahmin edebiliriz, zaten bunu herkes bekliyor. En azından takım mental açıdan kendipni toparlayacak, herkes elini taşın altına biraz daha sokacak, kazanma arzusu ateşlenecek ve performanslar artacaktır. İşin en ilginç kısmıysa bu değişimin zamanlaması. Galatasaray ve Mustafa Hoca'nın en büyük avantajı hocanın takıma 12. haftada gelmesi olabilir. Evet genel görüş bunun aksini söylese de bu hoca değişikliğinin zamanlaması Galatasaray'ın avantajına dönüşebilir. Şöyle ki; Galatasaray'ın devre arasına kadar oynayacağı beş lig maçı var. Yani Dr. Bridgewater'ın balayı evresi olarak adlandırıldığı yükseliş evresi henüz bitmemiş ve öngördüğü düşüş evresi başlamamış olacak. Galatasaray ilk yarıyı iyi kapatır, devre arasını iyi değerlendirir, gerekli takviyeleri yaparsa ligin ikinci yarısına bambaşka bir havayla girebilir ve mutlu sona ulaşabilir.

 

Bunların hepsi tabiki olasılık. Zaman her şeyin nasıl olacağını gösterecek. Şimdi bize beklemek ve izlemek düşüyor.

 

Film tavsiyesi: 12 Angry Man (1957) - Sidney Lumet

Kitap Tavsiyesi: Kutsal Çemberler - Phil Jackson

Albüm Tavsiyesi: Sattas - Reggaeband 

BENZER İÇERİK

Şampiyonlar Ligi, dünyanın en zor futbol sahası. Burada kendini test etmeyen...
İlk yarısı uyutucu, sıkıntı verici bir maçken ikinci devresi Galatasaray’ın...
Yazılarıyla sitemize renk katan, bir dönem gençliğinin basketbolu sevmesini...
Evet felaket bir Galatasaray izledik. Neresinden başlasam maçı anlatmaya....
Fark sadece skor değil. 6-0 güzel skor. Hele geçen sezon ki gibi Alanya...
Sezonun ilk iç saha maçı. Tribün cezaları, bayram tatili falan derken tribünler...

Aforizma

Prekazi: "Arena'yı sevmiyorum, ASY benim stadım"
Ceyhun Yılmaz: "Toprak oldu orası ama"
Prekazi: "Babam da toprak oldu ama hala seviyorum."

Cevad Prekazi

ÜYELİK

Güncel

Spor Toto Süper Lig'in lideri Beşiktaş'ta bu sezon gösterdiği performansla, eski günlerine...
Beşiktaş, ligin bitimine 3 hafta kala 73 puanla zirvenin tadını çıkarıyor.   Zor geçmesi...
Beşiktaş'ta 3'er sarı kartı olan Gomez ve İsmail gibi Kayseri maçını hasarsız...
“Gereksiz bir şekilde topa çok fazla sert vurdum ve atışı gole çeviremedim. Bu son olsun... Bir...
“Yarışta ipler elinizde mi” sorusuna, Güneş’ten ilginç çıkış: "Biz ip atlamıyoruz, top oynuyoruz....